Şair Aziz Kemal Hızıroğlu, İlhan Berk Şiirini Yazdı

  • 08 Şubat 2017

İLHAN BERK YA DA YAZMAK YAŞAMAK

Aziz Kemal Hızıroğlu

 İlk şiirleri, 1935 yılında Manisa Halkevi’nin çıkardığı Uyanış dergisinde yayımlanan İlhan Berk 18 Kasım 1918 Manisa doğumludur… Nüfus kayıtlarındaki adı Emrullah İlhan Birsen olan şairin özgeçmişine kısaca şöyle değinebiliriz: Çocukken anne baba ayrılığı yaşayan küçük İlhan, annesi ve ağabeyleri tarafından büyütüldü. Orta öğrenim döneminde İstanbul Pertevniyal Lisesinde altı ay okuduktan sonra, İzmir Öğretmen Okuluna geçti. Daha sonra Balıkesir’e nakledilen bu okulu orada bitirdi. Giresun’un Espiye ilçesinde (o tarihlerde bucak olan bu ilçede) iki yıl öğretmenlikten sonra askere gitti. Askerliğini İstanbul’da yedek subay olarak yaptıktan sonra Edirne’ye atandı. Bir süre de burada öğretmenlik yaptı. Daha sonra Ankara’ya giderek Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümünü bitirdi (1945). Zonguldak, Samsun ve Kırşehir ortaokullarında Fransızca öğretmenliği yaptı (1945-1955). Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü yayın bürosunda çevirmen olarak çalıştıktan (1956-1969) sonra emekliye ayrılarak Bodrum’a yerleşti.

İlk şiirleri 1935 yılında dergilerde görünen şair,  ‘Güneşi Yakanların Selamı’ adlı ilk şiir kitabını yine aynı yıl yayımladı. 1955 yılına kadarki döneminde ürünleri Servetifünûn-Uyanış, Ses, Yığın, Yeryüzü, Kaynak, Yeditepe dergilerinde göründü. Bu dönemde Walt Whitman ve Nazım Hikmet etkileri şiirinde belirgindir. Sözünü ettiğimiz dönemde yayımladığı kitaplar İstanbul, Günaydın Yeryüzü, Türkiye Şarkısı ve Köroğlu’dur. Bu kitaplarda yer alan şiirler bugün İlhan Berk denilince akla gelen kişiliği temsil etmekten uzak olsa da, son yaratılarına kadar taşıdığı özgünlükten izler görmemiz olasıdır. Bunlar; görselliğin ön planda olması, konuşma edasının bütün şiiri kat etmesi ve şairin dünya görüşünün belirsizliğidir. (Bu dönemde İlhan Berk şiirinin doğacı Stoa düşüncesine ve yaşamına uygunluk gösterdiğini söyleyebiliriz. Doğaya uygun oluşumun usa uygun davranmak ve dolayısıyla insanın kendine uygunluğu demek olan Stoacı düşünce, bu dönemdeki Berk şiirinin özünü oluşturur. Doğa yasalarına boyun eğmek, ama insandan gelen kötülüklere karşı çıkmak, bu dönem şiirlerinin hemen hepsinde görülen bir özelliktir.) İlhan Berk, kendisini Marksist saydığını pek çok defa belirtmiş olsa da, şiirlerine, hatta 1940 kuşağından etkilenerek kaleme aldığı ilk dönem şiirlerinin konularına bakarak bunu anlamak olası değildir. Kendisinin Marksist olup olmadığı tartışılabilir, ayrıca şiirinin de herhangi bir ideoloji ya da dünya görüşüne yaslandığını söylemek zordur. İlk dönem şiirlerindeki genel hava iyimserlik ve hümanizmadır. Adeta mutluluğun şiiri peşindedir.

İlk dönemini şiir ortamında fazla ilgi uyandırmadan, fazla tanınmadan geride bırakan İlhan Berk, daha sonra İkinci Yeni akımına katıldı ve kırk yaşında çıkardığı Galile Denizi’yle, hem önceki şiiriyle bağlantısını sona erdirmiş hem de İkinci Yeni akımının en aşırı örneklerinden birini ortaya koymuş oldu. Şaşırtıcı olan şey, İkinci Yeni şairleri genellikle kendilerini bu akımdan saymazken, sonradan gelip bu akıma katılan İlhan Berk’in kendini bu akımdan saymanın da ötesinde, İkinci Yeni’nin öncülüğünü üstlenmiş olmasıdır. İlhan Berk, sadece şiirini değil, poetikasını da İkinci Yeni akımının ortaya çıkış şartlarına göre geliştirdi ve çok uzun süre anlamsızlığı, estetizmi ve deneyciliği savundu.

İlhan Berk’in ‘anlamsız şiir’ yazıları ve bunlara karşı başkaları tarafından yazılan yazılar bir araya getirilse, kitap ebadında bir toplam elde edilebilir. İkinci Yeni şairleri çok fazla tartışma yapmamışlardır. Edip Cansever, Ülkü Tamer ve Ece Ayhan zaten pek fazla eleştiri, deneme ve tartışma yazısı da yazmamışlardır. Cemal Süreya, Turgut Uyar ve Sezai Karakoç ise İkinci Yeni’yi üstlenmemişler, taraf ve tavır yazıları yazmayı kabul etmemişlerdir. (Sezai Karakoç, taraf olmayı ve tavır koymayı kabul etmemesine rağmen, İlhan Berk için bir yazısında şunları söylemiştir: “….. İlhan Berk yeni akımın önderi, en soyutçusu, en dilcisi, en ülkücüsü, en toplumcusu, en gerçekçisi, en düşçüsü, en yabancısı, en yerlisi….”) Kısacası İlhan Berk, İkinci yeni ve anlamsızlık savunmasında yalnızdır. Bu yalnızlık, günümüze kadar devam etmiştir. İlhan Berk de böylece anlamsız şiiri savunan İkinci Yeni şairi olarak ün kazanmıştır.

Bugüne kadar modern şiirin aşırı uçlarında gezinmekle tanınan İlhan Berk, İkinci Yeni akımına katılmadan hemen önce çıkardığı Günaydın Yeryüzü (1953) kitabıyla 142. maddeden kovuşturmaya uğramıştı. İlhan Berk’e göre, ‘Erotizm, şiirin atardamarıdır.’ Yahut da başka bir yerde söylediğine göre, ‘Şiir, dilin belini getirmektir.’ Kendi açıklamalarına göre ilk döneminde Yahya Kemal ve Nazım Hikmet’ten etkilenerek şiire giren İlhan Berk, destanlar yazmaya çalışırken neden anlamsız şiiri savunan, aşırı uçlarda gezinen, kelimelerle ve hatta harflerle şiir yazmaya çalışan, yer yer Dada ve Gerçeküstücülükle bağ kuran bir şaire dönüştü? Bu sorunun yanıtı henüz nesnel bir şekilde verilmiş değildir. Şimdiye kadar hakkında yazılan incelemeler genellikle şairin ilk dönemi ya da ilk dönemiyle sonraki dönemi arasındaki geçiş üzerinde değil, daha çok sonraki döneminde kazandığı kişilik ve sahip olduğu tavır ile ilgilidir.

İlhan Berk şiiri için hepten ‘anlamsız’ denilmesi, doğru bir tespit olmayacaktır. Mutlak anlamda özgün, baştan sona modern bir şiiri olduğu da söylenemez. Çünkü onunla ilgili bazı incelemelerde de tespit edildiği gibi, gelenekle de ilişki kurmuş bir şairdir. Özellikle iki tür şiirinin anlamı çok da kapalı değildir. Bu iki türün birincisi lirik şiirlerdir. Onun lirik şiirleri üzerinde nedense çok fazla durulmamıştır. Oysa son dönemlerin en dikkate değer lirik şiirleri arasında İlhan Berk’in şiirleri de vardır. Bu şiirler genellikle soyut bir erotizmle yüklüdür ve sözcük seçimi itibariyle özgündür. Galile Denizi adlı kitabından “Eleni’nin Elleri”, “Saint-Antoine’ın Sevişme Vakti” ile Çivi Yazıları’ndan “ Siz Ne Güzeldiniz Benimle Bilemezsiniz” bu tür şiirler arasında sayılabilir.

İlhan Berk’in anlamca çok da kapalı olmayan diğer bir tür şiiri ise tarihsel ya da edebi kişilikler üzerine yazdığı şiirlerdir. Özellikle Galile Denizi’ndeki “ Sait Faik”, “ İyi Stangali”ile Deniz Eskisi’ndeki “Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısını Görmeye Gitmek”, “ İbn-i Hacer Heytemi’ye Göre Bir Ulunun Hayatı Üstüne Konuşmalar” bu tür şiirlerinin tipik örnekleridir.

Ayrıca İlhan Berk’in şiirindeki coğrafya, tarih ve nesne ilgisi son derece dikkat çekici olup, özellikle 1980’lerde ortaya çıkan postmodern arayışlara ilham kaynağı olmuştur.

İlhan Berk şiirini yazarken doğaya, nesnelere, insanlara yönelerek betimsel bir gözlemcilik ve gözlemden hareket ederek izlenimlere varmayı amaçlamıştır. İmgelerle, çağrışımlarla geliştirdiği izlenimci gözlemcilik, şairini dolaylı olarak verir bize. Şiir, İlhan Berk’te bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşam şiir içindir, şiire dönüşür, şiir ise yaşamına yön verir, biçimlendirir onu. Eve, gökyüzüne, sokağa, insana bakıyorsa; bu, şiirini oluşturabilmek içindir. Demek ki yaşam ile şiir özdeşleşmiştir. Yaşamın gerçekleri, şiirsel gerçeklikle iç içe geçtiği içindir ki, Berk’in yaşamı da izlenimci bir yaşama dönüşmüştür. Yani İlhan Berk, şiiri sadece yazmamış, aynı zamanda onu yaşamıştır da…

‘ Bilincin bir nesneye, bir konuya yönelmesini zorunlu sayan; bu nesneye, bu konuya  yönelimin ortadan kalkması sonucunda, bilinç ediminin kendini ortadan kaldırması’ anlamına geleceğini ileri süren fenomenolojiye göre, bilinç olayının özü yönelimdedir. İlhan Berk, fenomenolojinin yönteminden, birinci ilkesinden yola çıkarak her şiirde bir konu, bir nesne belirler ve o konuya, o nesneye yönelir. Bilincin nesneye yönelimi sonucu şiirini üretir. Fenomenolojideki ‘ruhsal olayın her zaman bir şey üzerine bilinç’ oluşu ilkesi, İlhan Berk’e öznellik kapısını açar. Fenomenle bilinç düzeyinde karşı karşıya gelen şair, şiirsel mantık düzeyine bir sıçrama ile, fenomenolojik şiir duyarlığı öznelliği kazanır. Ancak Berk’te fenomen, çoğu zaman durağan bir karakter gösteren resim, fotoğraf, vb. nesneler ya da konulardır. Bu ise Berk’i, fenomenin doğal oluşumundan ve zaman öğesinden soyutlanmış bir betimselliğe ve daha da öznelliğe götürür.

İlhan Berk’in öldüğüne dair dedikodular var! Eğer bu doğruysa, şiirle oynamayı seven ve asla şiirsiz yapamayan gerçek bir amatör şairi bir daha nereden bulacağız? Düzyazıya tutsak olduğunu bilmese de sezen ve bu yüzden şiire ulaşabilmek için durmadan şiir arayan bir amatöre

rastlamak o denli kolay olmasa gerek… Öyle bir şair ki bulduğunu sandığı yerde yanılan, dönüp yeniden yola çıkan, arayan, sonra yeniden yanılan… İlhan Berk’in öldüğü doğruysa, uzun yaşamı, şiir yazmak yerine şiir arayışlarıyla geçen ulu bir kişinin keşifleri durdu demektir… Çok yazık…

İlhan Berk, Kül (1978) adlı kitabıyla 1979 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülünü, İstanbul Kitabı’yla 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülünü, 1982’de yayımlanan Deniz Eskisi’yle 1983 Yeditepe Şiir Armağanını aldı. Güzel Irmak (1988) kitabıyla Simavi Vakfı Edebiyat Ödülünü Ferit Edgü’yle paylaştı. Şiirin Özel Tarihi, Historie Secrete de la Poesia adıyla Fransızcaya (1991); şiirlerinden bazıları Poemas (1992) adıyla, Güzel Irmak, Rio Hermoso (1995) adıyla, İstanbul 1988’de Estambul adıyla İspanyolcaya çevrildi.

Pek çok dalda ürün vermiş olan şairin yapıtlarını sıralamaya çalışalım:

ŞİİR: Güneşi Yakanların Selamı (1935), İstanbul 1939-47 (1949), Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953), Köroğlu (1955), Galile Denizi (1958), Çivi Yazısı (1960), Otağ (1961), Mısırkalyoniğne (1962), Âşıkane (1968), Şenlikname (1972), Şiirler (1975), Taş Baskısı (1975), Atlas (1976), Kül (1978), İstanbul Kitabı 1947-80 (1980), Kitaplar Kitabı (1981), Deniz Eskisi (1982), Şiirin Gizli Tarihi (1983), Delta ve Çocuk (1984), Galata (1985), Güzel Irmak (Şairin Kanı ile birlikte) (1988), Pera (1990), Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum ((1993), Avluya Düşen Gölge (1996), Ev (1997), Şeyler Kitabı (düzyazı şiirler) (1997), Çok Yaşasın Sayılar (1998), Eşik 1947-1975 (Toplu Şiirler I, 1999), Aşk Tahtı 1976-1982 (Toplu Şiirler II, 1999), Akşama Doğru 1984-1996 (Toplu Şiirler III, 1999), Şeyler Kitabı (2002), Toplu Şiirler (İstanbul adlı kitabından Şeyler Kitabı adlı kitabına kadar bütün kitaplarının toplu basımı) (2003), Kuşların Doğum Gününde Olacağım (2005).

ANTOLOJİ: Başlangıcından Bugüne Beyit Mısra Antolojisi (1960), Aşk Elçisi (1965), Dünya Edebiyatından Aşk Şiirleri (1968), Dünya Şiiri (1969), A.Rimbaud’nun Seçme Şiirleri (1982), Gerçeküstücülük (2005)

OTOBİYOGRAFİ: Uzun Bir Adam (1982)

GÜNLÜK: El Yazılarına Vuruyor Güneş (1982, genişletilmiş basım 1992), İnferno (1994)

DENEME:  Şifalı Otlar Kitabı (1982), Şiirin Açık Tarihi (1984), Şairin Toprağı (1992), Logos (1996), Poetika (1997), Kült Kitap (1999), Ben İlhan Berk’in Defteriyim (2004)

SÖYLEŞİ:  Kanatlı At (1994)

ÇEVİRİ: Bellac Apollonu ( J.Giraudoux’dan, 1950), Seçme Şiirler (1962), Yerma (1962), Seçme Kantolar (E.Pound’tan, 1969), İlluminations ( A.Rimbaud’dan, 1971), Bernardo Alha’nın Evi (Lorca’dan, 1981), Asılı Eros (Şiirler, 1996)

 

Ekim 2008 – İstanbul

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ