İnsan Niçin Yazar?

Leyla Çağlı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.
  • 09 Şubat 2017

Hüseyin Peker’e

Abdülkadir Budak’a

Betül Dünder’e

İdris Sezgin’e

Yelda Karataş’a sordum.

 

                  YAZMA TUTKUSUNU YAZANLARA SORDUK

Alfabe; yazıdan yaklaşık 2000 yıl kadar sonra bulunduğu için, insanoğlu görüntü ve işaretlerden oluşan görsel öğeler kullanarak taşlara, mağara duvarlarına ilkel resimlerden oluşan yazılarını yazmıştı.
Bir tarihçi ciddiyeti ile değilse de, sorular sormayı seven biri olarak , taşlara yazdıkları resimli yazıların günlük hayatlarından doğan ihtiyaçları gidermek ve düzenlemek için yazıldığını düşünüp haydi biraz gerilere gidelim desem, yok öyle biraz geriye gitme birimi, hayli uzak bir geçmişi hayalen geriye sarmak, hayal gücümüze fazladan mesai yaptırır. Bu da yeni yazma nedenleri üretir ki bunun kimseye zararı olmazdı.Sözgelimi kadın, avdan dönen kocasına :
’’Komşudayım, anahtar paspasın altında’’,cümlesini veya ‘’yemek hazır, ısıtıp yiyebilirsin! ‘’cümlesini resimleyerek anlatmış olamaz mı?
Belki de sevgilisine buluşma notuydu çizdiği ağaç resmi, kim bilir ?
_Şırıl dere’nin yanındaki, siyah incir ağacının altında seni bekliyorum.
Ya avdan dönen erkek, günümüz deyişiyle ‘’avcı hikayelerini’’mağarasının duvarında, minik bir sunum yolu ile komşularıyla paylaşmış olabilir.
Şaka bir yana, yazmak için ne çok nedeni var insanın.Yapıtları günümüze ulaşan büyük yazarlar, şairler ve düşünürler her biri ayrı bir nedenle yazıyor.
‘’İnsan türünün derece derece ilerlemesine sebep olan şey, elbette kişisel kazançlarının meyvelerinin soydan soya geçirilmesidir.Buna benzer bir olay yoktur hayvanlar aleminde, terbiye görmüş bir köpek, başka bir köpeği eğitmez’’ (Emerson )
İnsanın yazma nedenini, bilgi ve deneyimlerini kendinden sonra ki insan soyunun faydasına sunmak olarak görmüş Emerson. Ben buna katılmıyorum, yazılanlar böyle bir sonuç üretmiş olabilir ama bu asla yazma nedeni değildir.

Bu durumda yazdıklarının doğuracağı sonuçları, kendi yazma sürecinin nedeni saymak çok içime sinmiyor. Kaldı ki maymun olan atalarımızın biz insana çok emeği geçtiğini düşünüyorum. Ovidius yazdıkları sonucunda sürüldüyse, sürülmek için mi yazdı? Dante’nin yapıtları halkın önünde yakıldı, Dante yapıtları yakılsın diye mi yazdı? Montaigne’nin Denemeler’i yasaklandı, Montaigne yasaklanmak için mi yazdı ?
Tamam, kabul ediyorum bu da çok adil bir eleştiri değil ama ne yapayım ki; ben ömrü ortalama altmış – yetmiş yıl olan insanın, toplumsal değişime katkı olsun diye ,üstelik yüzde yüz sonuç verecek değişimler yaratacağını umarak, yazacağına inanmıyorum. Uzak hedeflerin, kısa vadede netice almaya istekli insana, cazip gelmeyeceğini düşündüğümden ya da fen bilimlerinin aksine, sosyolojik açıdan toplum ve insan davranışları,tüm değişkenler aynı kaldığı halde aynı sonuçları veremeyeceğine imanımdan olacak, insanın kendi devamının eğitmeni olmak için yazdığını düşünmüyorum.
Kendimce, ‘’niçin yazıyor?’’diye düşündüğüm günümüz şairlerinden bir kaçına bu soruyu sordum.
Yelda Karataş’a‘’niçin yazıyorsunuz?’’ diye sorunca‘’ben yazmazsam ölürüm, varoluşumu hissetmek için yazıyorum.’’diye cevap verdi.

İdris Sezgin ; ‘’Fazlasıyla gercek olan hayatın gerçekliğinden süphe etmek için, soyut olan kelimelere bulaşarak, onlara dokunarak kendimi bu gerçekliğin sadece bir sayıklaması olarak görmek icin yazıyorum. Hayatın ciddiyetinden kendimi sıyırmamın yolu bu…’’dedi.

Betül Dünder’in ‘’bir sosyal varlık olarak yazmak, elbette kendi oluşundan bağımsız olamaz, ilk önce ‘varım buradayım’ iletisidir. Yazmak, zamanın içinde ve dışında durabilmenin yoludur; sizin dışınızda sizin sözcüklerinizi merak eden birileri varsa…
Bir de kadın oluşa dair, feryat figanlığı olmayan kendi hürriyetini, kendisinin tesis ettiği bir savunma biçimidir , yazmak… Dünyanın kabalığına, şiddetin çokluğuna, sistemin çarkına, ataerkilliğin sonuçlarına , bütün bu barbarlıklara dair, bir hayatta kalma; çizgiyi aşma çabasıdır, yazmak. Elden geldiğince yaptığımız budur. Aslında, tek olmadığımızı bilme ihtiyacı, tek çocuk olarak büyümenin o yalnızlık ve monolog halinin çoğullaşma isteği, başlangıç noktası idi.Sonrası daha çetrefilli… ‘’

Aynı soruyu sorduğum Hüseyin Peker ise; ‘’yaratma ve yazma isteğimin nedeni olarak, baktığım ‘’şey’e’’ herkesten farklı bakma, farklı görme biçimlerimi yazarak dünyayla paylaşma, dünyadan hiçbir şey kaçırmama istegimden; gün batarken, ben başka bakar, başka görürüm, belki de sabaha doğacak başka bir Hüseyin Peker’in işaret fişeği olurum. Bu farklı, ayrıksı bakışım ayrıcalığa dönüşmeden farklı görme biçimlerimi diğerleri ile paylaşma arzusu diye de ifade edebilirim kendimi. ‘’ diye yanıtladı.

Abdülkadir Budak, uzun uzun anlattı yazma tutkusunu; ‘’ Dışımdaki dünya, toplumsal sorunlar, öteki insanların acıları, kaygıları etkiledi elbette beni, ama ben daha çok kendimden hareketle yazdım, kendi med-cezirime, inişli-çıkışlı ruh hallerime, kişisel acılarıma tuttum şiirimin ışıldağını, onları göstermek istedim. Onları göstermek ve bu yolla acılarımı bastırmak istedim. Tepelerimi dağ, gölümü okyanus sandım hep. Benim içimdeki en küçük titreşim bile ötekilerin depreminden daha büyük yer ve yürek sarsıntılarına yol açmadı mı? Bunun şiirini yazmam bencilliğimden, kendimi herkesten, her şeyden önde görmemden değildi; içtenliğimdi, sahiciliğimdi. En çok duyduğumu en iyi yazabileceğime olan inancımdı. Duymadığım, gerçekten hissetmediğim şeylerin şiirini yazmaktan sakındım olabildiğince. Yapaylığa düşeceğimden, plastik çiçekler üreteceğimden korktum hep. Zaman zaman şiirsel ortamın da dayattığı, popüler temalara eğildiğim olmadı değil, ama o şiirleri o kadar da sevemedim, yapaylık, zorlama buldum onlarda. Süte su katılmış gibi geldi bana. Toplumsal bir varlıktım elbette, şurada akıp giden kana kayıtsız kalamazdım, ama bireydim de öte yandan, ya kendi iç kanamalarım ne olacaktı? Nasıl önlenecekti o kanama? Şiirim en başta kendi yaramı saramıyorsa, ötekilerin yaralarını nasıl sarabilecekti? Bunu düşündüm. Karakteristik özellikler taşısın istedim şiirim. Onun içindir ki kendi küçük hayatımdaki küçücük ayrıntılar, öteki büyük yaşamaların albenisine kapılmaktan korudu beni ve ben kılmaya çalıştı. Çünkü, ancak kendinden yola çıkabilirdi şair ve gidebileceği en uzak yer yine kendisi olabilirdi. Şair başkalarının sözcüsü değil en başta kendinin gözcüsü olabilmeliydi. Bu düşünceyle olsa gerek, öngören didaktik söylemden çok, yanıtlar veren şiirden çok, sorular soran, dünyaya merakla bakan şiir anlayışını, tarzını sevdim. Kendini bile tanımakta zorluk çekiyorsa, tam anlamıyla başarılı olamıyorsa insan, ötekileri tanıdığını, çözümlediğini nasıl savlayabilirdi ki? Şiir en başta şairin kendini sorgulaması, kendini tanıma çabasıdır. Kendini bir yere oturtmaya çalışır şair, bu dünyadaki yerini merak eder ve şiiri de bu meraklı serüveninin ışıldağı olabilir, olabilirse. Şuna iyice inandım ki, şiir şairin kendine bakma yolu, kendini arındırma, sakınma yoludur en başta. “Kendisini bir yana itip başka yaşamalara açılması, hayal ya da gözlem yoluyla bunları vermeye kalkması halinde ortaya çıkan eser, doğal olmaktan çok zihni olacaktır” diyen Behçet Necatigil’i bu yüzden yakın buldum kendime.’’

Aynı soruyu soramayacağım döneminin etkin yazarlarından bazılarının yazma tutkusunu ancak kendi yazdıklarından öğreniyoruz.
İnsanların bönlüğünü yüzlerine vurmak için yazıyorum diyen Swift’ e hak vermemek mümkün mü? Hangimiz anlamakta zorlandığımız bir kitabı okurken, zaman zaman yazara sinirlenip, zaman zaman da kendi zekamızı cüceleştiren eserle inatlaşarak hınçla okumuyoruz ?Ne büyük çelişkidir ki okurken cehaletimizi yüzümüze vuran, sözcükleri toplumsal belleğin fanusundan çıkarıp, evirip çevirerek havalandıran; daha kişisel, yeni anlamlar katan yazarları okurken bönlüğümüz yüzümüze vurulmuş hissine kapılmıyoruz.
‘’Elimden başka iş gelmediği için yazıyorum.’’ diyen Beckett, elinden başka ne iş gelse yine de yazacaktı.Çünkü, o da sözcükleri fanusundan çıkarıp onları özgürlüğün tadına alıştırmıştı. ‘’Çıldırmamak için yazıyorum:’’ diyen Sait Faik, ancak erteleyebilirdi…

Çıldırmak hemen her insanın (*)‘’delirmek hakkını elde bulundurması’’ değil miydi?

‘’Canlarını yakmak için yazıyorum.‘’diyen Thomas Bernhard kendisiyle diğerleri arasındaki husumette, yazmayı Swift gibi acıtmak için araç olarak seçmişti.
Oktay Akbal’ın, bir yazısında bahsettiği günümüzün gevşek(!) yönetiminden çok önce ki sıkıyönetimli yıllarda , evine kitap araması yapmak için gelen polisle yaşadığı diyalog ilginçtir, kendi yazma nedenidir bir bakıma. Polis kitaplıktan seçtiği Oktay Akbal’ın dostu olan bir yazarın deneme yazılarından oluşan kitabın kapağını açıp, kitabın Oktay Akbal ismine yazılıp imzalandığını görünce soruyor:
-Nasıl buluyorsunuz bu yazarı, düşüncelerine katılır mısınız? diyor. Oktay Akbal, cevap veriyor polise:

-O da yazıyor ben de, onun da kitapları var benim de.Noktası noktasına benzer olsak, o yazar ben okur, ya da ben yazar o okurdu. Demek ki bir takım ayrımlar var,öyle de olmalı diyor.
Yazmak henüz keşfedilmemiş bir kıtanın, var olduğuna bütün kalbinle önce kendini inandırmak, sonra böyle bir yer yoksa bile onu yoktan var ederek, o kıtayı görmeye ikna edebileceğin gönülsüz tebâyı oraya yerleşmeye ikna etmektir.

Okuma ve yazmayı zorunlu ihtiyaçlarım arasına aldığımdan beri, bunlardan birini eksik yaptığım bir günümde, kendimi ilahına söz verdiği ibâdetini yapmamış müminimsi sıkıntılar içinde bulurum.Bazen, ‘’niçin okuyorum?’’ bazen de ‘’niçin yazıyorum?’’ sorularını sormuşluğum oldu kendime. İki alt başlık halinde sorularımı çeşitlendirdim.
Güzeli yazmak için mi, gerçeği-doğruyu yazmak için mi yazıyorum?Okuma nedenlerim için de aynı soruları sormuşluğum oldu kendime.

Dünyamız kadar eski olan sorularım ; kime göre güzel, neye rağmen güzel, kim için doğru? Bir kıymeti kaldıysa gerçeğin, o da endüstri açısından gittikçe değeri düşen yazı materyali maliyetinin; papirüs, mermer, ceylan derisi, ipek, kumaş, odun, saman ve kepek olarak giderek kolayca ulaşılabilecek hammaddeye evrilmesi.Bu bolluk içerisinde ne güzele,ne gerçeğe, ne de doğrulara ulaşmak o kadar da kolay olamayacaktır.
Öyleyse yazan herkes kendi ikliminde endemik nedenler büyütmeye devam ederek yazacak.

Leyla Çağlı

YAZARIN SON YAZILARI
İnsan Niçin Yazar? - 9 Şubat 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ