Bâki Asiltürk’e Şerh

Sabit Kemal

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • 06 Mayıs 2017

SABİT KEMAL

Müşerrih 2

Bâki Asiltürk’e Şerh

(…) “Şiir pastası” yendikçe kendini üreten, tüketildiği yerde yeniden bütünlenen, yazın olgun kiraz ve vişneyle, güzün buğulu üzüm taneleriyle, kışın nefis portakal dilimleriyle, baharda da gül yapraklarıyla tatlanan, süslenen bir pasta türüdür. Aprın Çor Tigin’den bugüne kadar yaşamış ve nitelikli şiir yazmış bütün şairlerin elbirliğiyle yapılmıştır. Kimsenin pastadan pay almak gibi bir kaygısı olmamalıdır; çünkü hak edene zaten kendiliğinden gelecek, verilecektir gereken dilim…
Pastanın tamamını yiyip bitirmeye çalışanlara çok da kulak asılmamalıdır aslında. Onlar bir şeyin hiçbir zaman farkında olmayacaklardır: şiir pastasının tamamını yemek isterken şiir ellerine, yüzlerine bulaşmaktadır. Bırakın, öyle dolaşsınlar ortalıkta… Evet, bir yandan kapalı yerlerde oldukları izlenimini vermeyi öte yandan da ortalıkta dolaşmayı çok severler çünkü.

Bâki Hoca, Çukurova’nın yetiştirdiği en büyük pastacısıdır. Büyük dedikse öyle 180 boy, 110 kilo olarak düşünmeyin. (Öğretmen ‘Atatürk çok büyüktü’ deyince çocuk ‘Öğretmenim bu okuldan büyük müydü?’ diye sormuş!) Rahmetli bir cumbaşkanımız ‘böyyük’ şeklinde telaffuz eder idi. Sevgili okurlar, siz çocuk olmadığınız için buradaki ‘büyük’ün ne anlama geldiğini, sözlüğe bakmadan, biliyorsunuzdur! Tabii burası Hollanda olmadığı için isteyen sözlüğe bakabilir!

Büyük pastacı olarak yetişmek kolay değildir. Bâki Hoca, yıllarca Oktay Ustanın yanında dirsek çürütmüş -dirseği çürükse de yüreği sağlamdır; Devlet’e ‘höt’ diyecek kadar!- pastacılık ilmini en ince ve püf noktasına kadar öğreniktir! Oktay Usta gibi renkli, cicili biçili külah takmaması, akademisyen ciddiyetindendir. Öyle ciddidir ki, bu şakaya bile tahammül edemez, yüzünüze pasta tabağını çarpar. (Tahammül mülkünü yıktın, asil Bâki misin kâfir, demiş bu nedenle Nedim efendi!)

Şairleri kuşaklarla kuşatan Bâki Hoca, modern şiir yazsa da derin dondurucudan malzeme çıkarıp pasta yapmaya karşı çıkıyor. Sözgelimi aruz veznini dondurucuya koysalardı, bozulmadığı için kullanabilirdi! Hece veznini, ihtiyaç olursa kullanır, çünkü Orta Asya’dan konserve edilip getirilmiştir.

Bâki Hoca, şairler mevsim meyvelerini bilmedikleri için, birçok şeyin yanında mevsim meyvelerini de öğretiyor. Portakalın kış meyvesi olduğunu çoğu şair bilmez. Soylu yenilikçipastayı hiç mi hiç bilmez. Hoca çok insaflıdır. Yazılıda “Güz meyvelerini yazınız.” diye bir soru sorsa hepsi çuvallar. Ama bu derinlikli (Gor çukuru kadar! Bu yazıyı okurlarsa ne âlâ, yırtarlar!) yazıyı yazabilmek için eline yazgacı alıp günlerce, yaz boyu çalışmış, bu yüzden de pastayı ekşitmiştir. (Olur böyle hatalar/Müşerihimiz yakalar!)

Tarih bilgimizi de zenginleştiriyor Bâki Hoca: Pastayı Türklerin icad ettiğini bize öğretiyor. Aprun Çor Tigin’in (M.S. X. yy?)  ilk pastacılarımızdan biri olduğunu söylüyor. Allahtan Ludingirra (M.Ö. IV binler!) ile başlamıyor. Ama Hoca’dan Eski Yunan’ın yakasına yapışmasını bekliyorsunuz, ‘pasta’ kelimesini bizden çaldıkları için. Ama şairimiz atasının ‘Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine sıkı sıkıya sarılmış olduğu için Fırat Kalkanı’na katılmamıştır. Yoksa hangi çılgın ona zincir vurabilirdi?

Bâki Efendi, pastanın şairlerce elbirliğiyle yapıldığını vurguluyor ki bu, Nâzım’ın

 

hep bir ağızdan türkü söyleyip

hep beraber sulardan çekmek ağı,

demiri oya gibi işleyip hep beraber,

hep beraber sürebilmek toprağı,

ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,

 

dizelerine bir göndermedir. Bâki Efendi diyor ki: “Ey Nâzım, senin saydıklarının esamisi bile okunmaz, yiğitsen pasta yap! Bak biz elbirliğiyle dört mevsim pastası yapıyoruz!)

Bâki Hoca, Nâzım’a dersini verdikten sonra, öğrencilerle derse devam ediyor. Öğrenci kısmısı obur olur, pasta görünce dayanamaz. Oysa Hoca onlara ‘önce yemeğinizi yiyin, pasta daha sonra!’ diyor. Ama dinleyen kim? Hem de ellerini yıkamadan saldırıyorlar pastaya. Meyvesi bol, pandispanyası kabarmış pastaya dayanılır mı? Bu arada hak etmeyenler de İstanbul surları önündeki yeniçeri gibi “Yallah!” deyip saldırmaktadırlar! (Terbiyesizler, utanmazlar, Aprun Çor Tigin’den utanın bari! Bizi ‘cahil’ Ludingirralara, Homeroslara mahcup eylemeyin hiç olmazsa! W’lu şaire mahcup etseniz bir şey olmaz, Arnavut’u adamdan saymıyoruz nasılsa!)

Ustamız “Bırakın, öyle dolaşsınlar ortalıkta…” diyerek Adam Smiht’e tüyo vermektedir. Bilindiği gibi Adam Smiht, simit olmadan önce pasta idi ve o zamanlar “Bırakınız geçsinler, bırakınız yesinler” derken de Ulusların Zenginliği kitabında da belirttiği gibi bir toplumda ne kadar pastacı varsa, şiirin kreması da o kadar leziz olur! Zaten şairlerin sultanı Bâki efendi de bu nedenle “Olmaya devlet cihanda bir dilim pasta gibi” buyurmuştur.

Obur olduğu bilinen, yöneticilerin sofrasından ayrılmak istemeyen Şair-i ÂzamAbdülmunzam, pastaya ortak olmasın deyip karısına şiirlerini okuyarak onun teverrüm etmesine sebeb olmuş, kadını “Makber”e gömüp “Bâki o enis-i dilden eyvah/Tabakta bir dilim pasta kaldı” dizelerini feveran ederek yazmak durumunda kalmıştır!

Yazımızı ünlü şairin adını tevriyeli kullandığı dizesiyle noktalayalım, (yoksa yazı onun boyunu aşacağa benziyor) : Bâki kalan bu kubbede bir üzümlü pasta imiş!

Afiyetler olsun efendim.

 

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ