Malte Laurids Brigge’nin Notları

Ulaş Nikbay

Yazarın şu ana kadar yazılmış 4 makalesi bulunuyor.
  • 24 Eylül 2017

 

 

“Demek insanlar buraya yaşamak için geliyorlar; doğrusu, ben burada ölünür diye düşünürdüm. Dışarıdaydım. Gördüm: Hastaneler. Sendeleyen ve düşen bir insan gördüm. Millet etrafını sardı, gerisini anlamama gerek yoktu. Hamile bir kadın gördüm. Yüksek, sıcak bir duvar boyunca kendini güçlükle sürüklüyor, hâlâ orada olduğundan emin olmak için zaman zaman duvarı elliyordu.”

“Bunlar gürültüler. Ama burada daha korkunç bir şey var: Sessizlik. Sanırım büyük yangınlarda bazen böyle bir anda son derece gergin bir an olur, fıskiyeler susar, itfaiyeciler artık tırmanmaz, hiç kimse kımıldamaz. Yukarıdan kara bir pervaz sessizce iner ve arkasında ateşlerin yükseldiği yüksek bir duvar da eğilir, sessizce. Her şey durur ve kalkık omuzlarla, yüzlerin gözlerin üstündeki kısmı kırışık biçimde beklenir o feci darbe. Buradaki sessizlik böyle.

Görmeyi öğreniyorum. Nedenini bilmiyorum, her şey içime işliyor ve eskiden her zaman bittiği yerde durmuyor. Bilmediğim bir iç dünyam var. Şimdi her şey oraya gidiyor. Orada neler olduğunu bilmiyorum.”

“Daha önce söylemiş miydim? Görmeyi öğreniyorum. Evet, başlıyorum. Henüz iyi gitmiyor. Ama vaktimi iyi kullanacağım. Mesela ne kadar çok çehre olduğunun bilincine hiç varmamıştım. Bir sürü insan var ama çok daha fazla çehre var, çünkü her bir insanda birden çok var. Öyle insanlar var ki, bir çehreyi yıllarca kullanıyorlar, o zaman bu, doğal olarak yıpranıyor, kirleniyor, kat kat oluyor, seyahatte kullanılan bir eldiven gibi bollaşıyor. Onlar tutumlu, basit insanlardır; değiştirmezler, bir kere bile temizletmezler. Zaten yeterince iyiymiş, bunu iddia ederler, aksini de onlara kim kanıtlayabilir ki? Yine de sorulabilir, birden fazla çehreleri olduğuna göre, öbürleriyle ne yapıyorlar? Saklıyorlar. Çocukları kullansınmış. Ama köpeklerinin de bunlarla dışarı çıktıkları oluyor. Niçin olmasın ki? Çehre çehredir.”

“Başka insanlar şaşılası çabuklukta çehrelerini birbiri ardından değiştirip eskitiyorlar. Önce, bunları sanki her zaman taşıyacaklarmış gibi sanıyorlar ama kırk yaşına gelir 8 gelmez sonuncusuna sıra geliyor. Bunun doğal olarak trajik bir yanı var. Çehrelerini korumaya alışmamışlardır, sonuncu çehreleri daha sadece sekiz günlükken delik deşiktir, bir- çok yeri kâğıt gibi incelmiştir ve zamanla başka bir şey olan alt tabaka ortaya çıkar ve onlar bununla dolaşırlar.”

“Ve gördüğüm ya da anlatılan başka kişileri düşününce de: Hep aynı şey. Her birinin kendi ölümü oldu. Ölümü zırhlarının altında bir esir gibi taşıyan bu adamlar; çok yaşlanmış ve ufalmış, sonra da muazzam bir yatakta bir sahnede gibi bütün ailenin, hizmetçilerin ve köpeklerin önünde asil ve saygınca öbür tarafa giden o kadınlar. Hatta çocukların, çok küçüklerin bile herhangi bir çocuk ölümü yoktu; kendilerini tutarak şu an oldukları ya da gelecekte olacakları hale göre ölüyorlardı. Ve kadınlar hamileyken ve ayakta dururken, o zarif elleri o kocaman karınlarının üzerinde kendiliğinden dururken, nasıl hüzünlü bir güzellikleri vardı, karınlarında iki meyve taşıyorlarken: Bir çocuk ve bir ölüm. Bütünüyle boşalmış yüzlerindeki o yoğun, neredeyse besleyici gülümseme, zaman zaman ikisinin birlikte büyüdüğünü düşünmelerinden ileri gelmiyor muydu?”

 

Rainer Maria Rilke

Alıntılayan: Ulaş Nikbay

YAZARIN SON YAZILARI
Sisifos Söyleni - 28 Ekim 2017
Masadan Ayrılmak - 11 Ekim 2017
Bir Sağduyu’ya - 30 Eylül 2017
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ