Saniye Süheyla Conkman’la Söyleşi

  • 17 Ocak 2018

Hasan Cüneyt Bozkurt: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Annem Rumelili. Göçmen gelmişler. Babam Karadeniz’den. Sabahattin Abim, Gümülcine’de doğdu. İlk çocuklarıydı. Öğretmen okulunu bitirdi, öğretmen oldu. Aydın’da çalıştı. Orada komünist, diye adı çıkmış. Hapis ettiler. Sonra bıraktılar. Babam ölünce Almanya’ya gitti. Ben dört yaşımdaydım. Hatırlamıyorum bile babamı. Abim, Almanya’dan anneme her ay para gönderirdi.

“Ölünceye kadar da bu böyle olacak.” derdi.

Sabahattin Abim, babamı çok severdi.

“Anne, konuşma ne olursun!Babamı çok üzdün. Şimdi de beni üzüyorsun.” derdi.

Sonra ben Malatya’dan evlendim. Orada on beş sene kaldım. İki çocuk sahibi oldum. Bu taraflara geldim. Eşim banka müdürüydü.

Sabahattin Abim’den sonra Fikret Abim var. Ben üçüncü çocuğum. Yattığımız zaman annem lambamızı söndürürdü.

“Anne söndürme şu lambayı.” derdi abim.

Kitap okurdu.

“Kitap, göğsüme düşünce söndür anne.” derdi.

Abimin kitaplarını çok okurdum. Çok severdim. Ama bir yandan da bu kabahat sayılır mı, diye düşünürdüm.

 

Hasan Cüneyt Bozkurt: Neden öyle düşünürdünüz?

Korkardım.

Abim bir gün Ankara’daki evimizde balkona çıkmıştı. Caddeye asfalt döküyorlardı. Ben o zaman ilkokul beşinci sınıftaydım. Yanına gittim.

“Abi, herkes sana komünist, diyor. Hakaret mi ediyorlar, iltifat mı ediyorlar, anlamadım. Ne demek komünistlik?” dedim.

“İyi ki sordun. Bak şimdi aşağıya! Ne yapıyorlar orada?” dedi.

“Asfalt döküyorlar.” dedim.

“Ne olacak asfalt?” dedi.

“Yol, temiz olacak herhalde.” dedim.

“İştekomünistlik, demek, Ankara’da dökülen bu asfaltı, bilmem nerenin köyüne kadar götürmek, demek. Dökenler köylüler ama onlar köylerine gidemiyorlar. Bunu yapın, diyorum. Köylünün de ayakları kanamasın, diyorum. Bana komünist, diyorlar. Komünist, demek, bu demektir.” dedi.

 

Hasan Cüneyt Bozkurt: Sabahattin Ali özel hayatında nasıl biriydi?

Çok kitap okurdu. Bazen evde hiç muhabbeti, konuşması olmazdı. Karısı kızardı.

“Aman Aliye,” derdi abim,“ne kadar kötü söylüyorsun. Bir kadın kocasına okuma, yazma, der mi hiç? Duymasın bunu kimse!”

Evimize hep uyanık, zeki insanlar gelirdi. Şairler, yazarlar, üniversite hocaları hep bizim evde toplanırlardı.Siyasi hicivlerle birbirlerine şaka yaparlardı. Abim çok şakacıydı, espriliydi. Misafirperverdi. Onu seven talebeleri geç vakit gelir, onunla sohbet ederlerdi.

“Bu saatte gelinir mi?” demezdi abim.

Onları çok severdi. Gece on bire kadar kalırlardı. Abim çok memnun olurdu, çok güzel karşılardı. Ömrünün çoğu Ankara’da geçti. Bana gönderdiği bir mektuptan aklımda kalmış, aynı zamanda dramaturgdu.Pertev Naili Boratav en iyi arkadaşıydı. Onunla gece yarılarına kadar konuşurlardı. Abim ona yazacağı hikayeleri anlatırdı.

 

Hasan Cüneyt Bozkurt: Sabahattin Ali’nin öldürüldüğünü nasıl öğrendiniz?

O zaman ben Malatya’daydım. Evliydim. Bir fabrikanın lojmanında oturuyorduk. Ankara’dan bir dostumuz vardı. Bize telgraf çekmiş: Başınız sağ olsun, diye. Öyle öğrendim.

 

Hasan Cüneyt Bozkurt: Sizce kim öldürdü Sabahattin Ali’yi?

İnönü öldürdü.

 

Hasan Cüneyt Bozkurt: Neden öldürdü?

Yakın arkadaşlarının hepsi komünist değildi.

“Sen kendi başını yakacaksın! Bunun yanında böyle konuşulur mu?” derlerdi komünist olmayanlar.

Abimin seviyesinde olanlar açıktan konuşmazlardı. Kendilerini gizlerlerdi.

“Ben kellemi taşın altına koydum.” derdi abim.

Çok korkusuz yaşadı.

Hasköy’de bir polis emeklisi vardı. Küçük abimin de atölyesi vardı orada.

“Sabahattin Ali, gazetelerin yazdığı gibi öldürülmedi.” demiş küçük abime.

Karakolun bir yeri varmış. İsmi bir şey, hatırlamıyorum şimdi. Orada yok etmişler. Ondan sonra da atmışlar bir çukura. Mezarı bile belli değil.

Karısı çok yıkıldı.

“Ben Meryem Ana’dan ibret alıyorum. Öyle ayaktayım.” derdi.

Sonra üzüntüden kanser oldu.Fazla yaşayamadı.O da öldü. Kızı, Trakya’da bir anıt yaptırdı. Oraya bir şiirini yazmış abimin.Benim meskenim dağlardır, diye.

 

Hasan Cüneyt Bozkurt: Sabahattin Ali dine nasıl yaklaşırdı?

Dinden hiç konuşmazdı. Bazenannemin öğrettikleriniuygulardım.

“Ne yaptın sen şimdi?” derdi abim.

“Şükrettim.” derdim.

“Allah bilir ne yapacağını. Sen ona akıl mı öğretiyorsun?” derdi.

Çok nazik, kibar bir insandı. Kimseyle münakaşa etmeyi sevmezdi. Karısını çok severdi.

“Aliye, seni bana Allah verdi.” derdi.

Çocuğuna da bana da çok iyi davranırdı. Öyle sertliği, bağırıp çağırması yoktu. Kimseyle kavga etmez, kimseye nasihat vermezdi. Arkadaşları onu çok severdi. Onlar geldiği zaman kütüphanesinde olurdu. Bir kitap çıkarır, arkadaşlarına bir şeyler anlatırdı.Sonra herkes uyur, abim uyanık kalırdı. O zamanlar yazardı. Gece tuvalete kalkardım. Bakardım, abimin ışığı hep yanık olurdu. Ama hala mezarı bile yoktur. Hep onu düşünürüm. Nerede abim?

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ