Düğmeler, Nihat Özdal

  • 14 Mart 2018

Fatma YEŞİL

Nihat Özdal, Düğmeler

Yasakmeyve

(2016 yılında Varlık dergisinin Şubat sayısında yayımlanmıştır.)

Nihat Özdal, Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinde yaşayan; müze danışmanlığı ve su sporları alanlarında hayatını şekillendiren bir şair. O coğrafyada yaşayan şairin şiire yakınlığına şaşmamak gerek. O, şiirini nehrin derinliklerinden çıkarıyor. Bu sebeple ona “nehir şairi” diyoruz.

Eylül ayında Yasakmeyve’den çıkan “Düğmeler” adlı kitabının çıkış öyküsünü şöyle anlatıyor şair:

“Eskişehir’de tren garında bir düğme buldum. O düğmeden çok etkilendim ve aldım cebime koydum. Eskişehir’de bir şiirle başladı ve sonra diğer düğmeler geldi. Yıllar önce Almanya’da  boşaltımış bir düğme fabrikasına gittim. Düğme çok küçük bir şey ama onun büyük bir fabrika koşullarında üretilmesi beni çok etkilemişti. Eskişehir’de o düğmeleri bulunca o fabrikaya geri dönüş yaptım ve düğme metaforu üzerinden son kitabımı yazdım”

Bir düğmeye soyut, somut onca şeyi sığdırmış şair. Şiirlerinde, sözcükleri yerleştirirken gösterdiği özenin ve işçiliğin büyüsüne kapılırken,  bir yandan da sözcükleri işaret edip imlediği durumları, ‘şeyleri’ bir düğmeye özene bezene, sanki ceketini ilikler gibi yerleştirişini hissediyoruz.

Nihat Özdal, sözcükler ile şiirin cümlelerini çözüyor. Ve şiirin ikliminde sonsuz yolculuğu başlıyor. Düğmelere parmak uçları ile değdiğimiz gibi değiyor şair şiirine.

Kitap elli düğmeden oluşuyor. Her düğme açıldığında karşımıza farklı bir serüven çıkıyor. Kimi zaman yağmur olup Fırat suyuna karışıyoruz, kimi zaman kuş olup okyanuslara uçuyoruz.

“Beni anlamayışından acıyan,

  Bazen koparıyorum düğmeleri…

  Anlamak hep bir ilmik hatasıdır,

  Gözlerin çok güzel olsa da elin kanayabilir

  Biz iyi terzilerin erken öldüğü kumaşlarız…”

Düğmeler; dile getirdiği, söylediği, anlattığı ‘şey’lerin ötesinde imledikleriyle, ‘kendi kendine bir şey’ ve aynı zamanda da “kendisi için bir şey” olarak, şairin söylediklerinden farklı bir ‘dünyaya’ da götürüyor bizi. Bildiğimiz dünyadan olasılık dışı bir dünyaya geldiğimizi, çünkü orada, ceketimize iliklediğimiz düğmelerde duran onca ‘şey’ içerdiklerinden ve biçimlerinden farklı birer ‘şey’ olarak vardığımız, dâhil olduğumuz ‘dünyada’ başka bir imaj olarak ortaya çıkıyor. Sınırlı ve seçenekleri az olan bir dünyanın yerine olasılık dışı görünse de sınırsız ve seçenekleri çok fazla olan bir dünyadır burası. Artık ceketimize iliklediğimiz o düğme, bildiğimiz dokunduğumuz bir düğme değildir. İçeriğinden, biçiminden kurtulmuştur ve kendini dile bağlayan özellikleri dile gelir gelmez ortadan çekilmiş ve başka bir im olmuştur. Hemen sezer ve biliriz ki o düğmeyi iliklediğimizde bir başka yere gireceğiz. Gireriz de.  Artık o gündelik ve sıradan düğme bir an’da olağanüstü ve şaşırtıcı bir düğme oluyor bu kitapta.

Şimdi o düğmeye, o gündelik ve sıradan, ama bir o kadar da olağanüstü ve şaşırtıcı düğmeye baktığımızda; Özdal’ın imgeleminden kotardığı ‘düğme’de neler yok ki, öyle ya bu düğme bir şairin düğmesi. Parmak uçlarımızla hissettiğimiz düğme hayat ile karşılıklı olarak etkileşmekte, adeta bir nehrin içinde yer almaktadırlar.

“Gecenin hareketlerini görünür kılan,

  Ay şekilleri gibi

  Her zaman aynı sırayla iliklenmez düğmeler.”

 

Özellikle vurgulamak gerekir ki bu kitaptaki bir şiiri anlamak için kitabın bütününü anlamak gerekir ya da tam tersi kitabın bütününü anlamak için o bir şiiri anlamak. Böylece her şeyin iç içe olduğunu görürüz. Ancak, “Düğmeler”in her biri farklı imgelerle, imajlarla iliklenmiş şiire. Adeta bir gömleğin düğmelerini açıyoruz elli şiirde. Bize ne olduğumuzu hatırlatıyor, kim olduğumuzu.

Her insanın kumaşı farklıdır. Renk renk, desen desen… Hayatlara göre nakışlanır. Bu kumaşa düğmeler eklenir. Bazen açmaya korkarız o düğmeleri; bazense sıyırmak, koparmak isteriz. Düğmelerinden biliriz kumaşları. Kumaşlarından anlarız insanları.

“Bazı terzilere göre düğme düşer düşmez çiçekli, esmer ve nemli bir hava bırakır, bunun dikkate değer çeşitliliklerini tattım.”

Bir yerde; belki bir istasyonda belki de bir iskelede bulduğumuz bir düğme üstüne düşündüğünüzde farklı farklı dünyalara götürebilir bizi. Önemli olan düğmenin neye veya kime ait olduğu değil aslında, hangi havada neden düştüğü; ipliğin onu yer çekime yasasına yenik bırakışı.

“Yerçekiminin boyutları dışındadır, ipliğin yasalara aykırı davranışı.”

Şair “Düğmeler”de bir imgenin büyüsüne kapılarak, aslında hayatın kendisini ustalıkla gözler önüne seriyor. Enver Ercan da bu durumu şu sözleriyle dile getiriyor:

“Nihat Özdal daha önce de kitap yayımladı. Açıkçası pek dikkat etmemiştim. “Düğmeler” şaşırttı beni. Hayatın ipliğini “Düğme”den böyle ustalıkla geçirmesi ve bunu yaparken sıkı bir düzyazı-şiir katına yükseltmesi önemli. Her yazdığını merak ederim artık.”

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ