Sorun, Şükrü Erbaş’ın Necatigil’le olan uyumu mu?

İsmail Cem Doğru

Yazarın şu ana kadar yazılmış 7 makalesi bulunuyor.
  • 11 Nisan 2018

Belirli bir geçmişi olan ve bu açıdan önemli kabul edilen ödüllerin neredeyse tümü, bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalar yaratmayı sürdürüyor. Ödülü alan, alamayan, ödülü uygun bulan herkesin bu tartışmadan payına düşeni aldığına şüphe yok.

Necatigil özelinde ortaya çıkan bu durumun tüm ödülleri kapsadığına tanık oluyoruz. Oysa teknik olarak bu konunun uzun yıllara yayılan tutarlı bir gerekçesi olduğunu söylemek imkânsız… Yani ödülleri belli çevrelerin aralarında paylaştığı söyleniyor. Son on beş yılın sonuçları bu gerekçeyi doğrulamıyor. Bir ekolün ödülünün aynı ekolün temsilcilerine verilmesi gerekliliği ise başlı başına bir sorun. Ödülü V. B. Bayrıl aldığında da Ali Hikmet Yavuz aldığında da bu gerekçeyle kıyamet kopmadı mı? Bayrıl, bazı çevreler tarafından hâlâ Hilmi Yavuz’un çırağı olmakla suçlanıyor, küçümsenmeye çalışılıyor. Bunun da akılla izah edilir bir yanı yok. O, bu durumu reddetmiyor ki. Birinin çırağı olmak sadece bir şeyi ondan öğrenmek anlamına gelir. Ne yazık ki buna da yeni anlamlar yüklüyoruz. Yani, ne yapılırsa yapılsın tartışma bitmiyor. Peki, nedir bu işin bu hale gelme gerekçesi?

Ne yazık ki ödüllerin anlamının gerektiğinden çok abartılması ve aynı zamanda gerektiğinden çok küçümsenmesi bu işin en önemli gerekçisi…

Ödüllerin abartılması şu anlama geliyor: Edebiyat ortamında ödüllerin, ödüllü şairlerle edebiyat dünyasının geride kalan mensupları arasında bir hiyerarşik ilişki doğurduğu yönünde yaygın bir kanı bulunuyor. Duyduğum kadarıyla, ödüllü genç şairlerde durumun vahameti anlatılır gibi değilmiş. Girdiği ortamlarda diğer şairlere neden kendisini ayakta karşılamadıklarını soranlar varmış. Ama deneyimli şairlerde de durum çok farklı değil.

Ödüllerin küçümsenmesi ise düzenlenme sürecinin alabildiğine özensiz, alabildiğine vizyonsuz bir organizasyona dönüşmesiyle ilgili… Ödüllerin tutarlı bir bildirisinin olmayışı, insanların da hangi ödüle hangi gerekçeyle talip olunacağı konusunda kafasını karıştırıyor haliyle. Mesela her kitap ödül komitesine ulaşıyor mu? Gerçekten şiirler okunuyor mu? Yoksa daha şartname yayımlanmadan ödülleri alanlar belli mi? Ya da ödüllere jürinin yüklediği temel bir anlam var ve bu anlam edebiyat ortamının beklentisi dışında özellikler mi içeriyor?

Dikkatlerden kaçmayan bir konu var. Benzer isimler sürekli olarak, matematiksel tutarlılığı olup olmadığını hesaplayamadığımız bir örüntüyle jüride yer alıyor. Doğan Hızlan, Turgay Fişekçi, Haydar Ergülen, Şükrü Erbaş, Cevat Çapan, küçük İskender, Refik Durbaş. Genellikle de dönüşümlü olarak bu isimler, jüride olmadıkları yıllarda söz konusu ödülleri alıyorlar. Yani bir bakıma varlıklarını ödül organizasyonlarıyla sürdürüyor gibiler. Elbette bu ifade haksızlık içeriyor. Ama görüntü böyle… Örneğin Attilâ İlhan, Dağlarca, Behçet Aysan, Metin Altıok, Necatigil, bir süre öncesine kadar Cemal Süreya, Yunus Nadi, Ceyhun Atıf Kansu, Sunullah Arısoy gibi ödüllerin jürileri arasındaki dönüşümlü ilişkiden bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor.

Birden çok jüride olmak ne demektir? Bu kadar çok şiir dosyası okunması mümkün olmadığına göre bu bir tiyatro değil de nedir? İnsanların kafasını bulandıran başka bir şey değil. Ne yazık ki bu divan içinde kendine kolaylıkla yer bulacağını bilenler de buna zekâlarına yakışmayacak savunmalar yükleyerek gülünç duruma düşmektedirler.

Ödüllerin en önemli sıkıntılarından biri de gerekli kamuoyu desteğini toplayamıyor oluşları. Yani ödüllü kitapların baskı bitirdiklerine şüphe yok da etkisi bu mu olmalı? İnsanları heyecanlandıran her şey bir kurgunun ve özendirmenin sonucudur. Yani Oscar ödülünün sanatsal kaygılarından bize ne? Hem biz ne kadar anlayabiliriz ki bunu? Ya da Nobel’in kimliğiyle yarattığı misyonu bize yüklemesi mümkün mü? Ama üstümüzdeki etkisini tartışmaya gerek yok.

Bizde o denli üstünkörü yapılınca hiçbir ödül yaratması gereken kamuoyunu desteğini yaratamıyor. Bir ödülün ona sadık bir komitesi, desteklendiği dergi veya dergileri, belki bir medya desteği ve buna yönelik etkinlikleri olmalı. Gelen kitaplar üstünden söz konusu yılın bir değerlendirmesinin yapılması ve okurun buralardan ödülün değerlendirmelerini geniş bir çerçeveyle anlama olanağı bulması gerekmez mi? Meseleyi “Şükrü Erbaş önemli bir şair değil mi? Ödül almasında şaşıracak ne var?” özensizliğiyle açıklamaya çalışmak zaten zedelenen algıları ve incinen gururu daha da kırılgan hale getirmektedir. Daha acı olan bu kırılganlığın kimilerince gülünç bulunması. İnsanların duyguları üzerinden edebiyat kariyeri inşa etme geleneğinin artık kırılması gerekmektedir. Umut ticaretinin artık bir disiplin süreciyle tanışması gerekiyor.

Bu özensizlikte ısrar edilirse ödülü kimin aldığına bakılmaksızın benzer tartışmalar her yıl daha tatsız bir diyalog ortamı yaratmaya devam edecek. Ülkenin alışkanlıklarından esinlenerek ödüllerin ilan edilmediği, ödülü alanlardan başka kimsenin ödülden haberdar edilmediği bir ortama doğru gittiğimizi görmemiz gerekiyor. Aksi durumda fuarlarda okurun kendisine sunulan bir şiir kitabına şairinin gözüne baka baka burun kıvırışına tanıklık etmeyi sevgiyle karşılamayı sürdürmek zorundayız. Bugün güncel şiir hakkında hiçbir fikri olmayan sadece okur değildir. Şairler dışında şiire ilgi gösteren başka bir edebiyat disiplini bulunmadığını söylersek abartmış olmayız. Hayatında kitap okumadığını bildiğimiz insanlar felsefe, kişisel gelişim, popüler kültür ve polisiye kavramından haberdarlar. Ödül dediğimiz şey, şiirin bu algıdaki yerini almasını sağlamayacaksa ne işe yarar? Önemli bir ekonomik hacim yaratmayan bir ödülün zayıf işlevini yeterli bulmak hangi gerekçeyle açıklanıp hoş görülebilir?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ