Türev Nedir?

İsmail Cem Doğru

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 19 Nisan 2018

Türev Nedir?

Değişim ve İtiraz:

Bir kurgu üzerinden yaratı tasarlamanın sözcükler üzerindeki egemen tutumuna güvenmek için birçok gerekçemiz var. Bilinen tüm yazınsal biçimler üzerinde başarıyla uygulanan yöntemlerin birbirinden esinlenerek çoğaltılması, çok uzun zamandan beri “türetmek” sözcüğüyle açıklanabiliyor. Ama bir sözcüğü türetmek veya sözcük türetmek tek başına tüm gedikleri örtebilir mi?

Aristoteles’ten bu yana doğa-sanat-insan üçgeninde biçimlenen ilişkiler, duyumsama yetisinin sağladığı olanaklar üzerinden açıklanmaya çalışılıyor. Taklitle başlayıp yaratıya kadar uzanan süreç bizi, somut olarak sahip olmadıklarımızı sanattan bekleme eğilimine taşımakta. Dolayısıyla her yaratının bize sahip olmadığımız bir değeri gösterme iddiasını, tarihten getirdiği sorumluluklar gereği taşımak durumunda olduğunu düşünebiliriz. Tabi sanat tarihi, bu gereksinimin yerine getirilemediği, dolayısıyla verimlerin birbirini tekrarladığı dönemleri yaşayıp bununla da mücadele etmek durumunda kalmıştır. Bunu aşmak için girişilen çalışmalar da hep bir devrimin müjdecisi olmuştur.

Bu detayları şiirde uygulamaya kalktığımızda savımızla çelişen bir görüntüyle karşılaşmıyoruz. Bugünün şiirinde farklı arayışların göze çarpması ve bu arayışların şairler tarafından her zamankinden daha yüksek sesle dile getirilmesi yeni bir şiir gereksinimini açıkça ortaya koymaktadır. Bunun doğrudan dile getirip yeni bir önermeyle ortaya çıkan manifestolar kadar henüz adı konmayan birbirinden farklı uygulamalar gördüğümüzü de belirtmeliyiz.

Yahya Kemal ve Ahmet Haşim ile başlayan çağdaş şiirimizin bugün gelip dayandığı noktadan nereye doğru uzanabileceğine şöyle bir bakalım: Ahmet Haşim’in serbest aruz iddiası ve Yahya Kemal’in Türkçe sözcüklerle aruz vezni yazım çalışmaları çok uzun yıllardan beri süregelen bir geleneğin ilk büyük sarsıntısıydı. Ardından şiirin içinden önemli birimler atılıp yenileri eklenmeye başladı. Biri şairanelik kavramını şiirden kovarken diğeri onu bir daha şiirden çıkarılamayacak hallere sokuyordu. Her kural yıkılıyor her özgürlük alanı yerini yeni bağımlılıklara bırakıyordu. Bugün geldiğimiz nokta bize şiirin yaklaşık yüz yıllık serüveninde dilin olanaklarını dikkate değer ölçüde değişip geliştiğini göstermektedir.

Bugün bir öğe olarak sözcüğün her zamankinden daha çok önemseniyor olması bir üründe gözle görünen en küçük birimlerin enerjisini daha çok açığa çıkarma olanakları vermektedir. Şairi kullanacağı her sözcüğü iyi seçmek durumunda bırakır ki bu sayıp dökmeci şiir modeline büyük bir darbe vurmuştur. Şimdi söylendiği zaman başka anlamlar taşımadığını düşündüğümüz sözcük örgütlenmelerini dışlama gereği bile duymuyoruz. Çünkü yazıncı onu bize ulaştırmadan yok etmektedir. Söz, sözcük ve söyleyiş yöntemleri üzerinden gelişen bu yol geldiği nokta ve ilerlediği alan açısından bizi nerelere sürüklemektedir? Sahiden her şey güllük gülistanlık mıdır? Yoksa bugünlerde de bize önceden gerçekleştirilmiş yaratımlar üzerinden sentezler çıkarılıp yeni diye yutturulacağı bir süreç mi yaşıyoruz?

 

 Yöntem ve Paradoks:

 Şiir, tarihten getirdiği dönüşümcü yönü dolayısıyla ilkeleri besleyen bir oluşumdur. Ama diğer tüm yazın biçimlerinden farklı olma zorunluluğu ve çağdaş şiire yüklenen üst dil yargısı gereği aynı zamanda eylemsel bir olgu olma özelliği de taşımaktadır.

Bu anlamda uygulanan yöntemler ve bu yöntemlerin bizi ulaştırdığı sonuçların hiçbir karışıklığa yol açmayacak ölçüde belirginleşmesi kimseyi üzmeyecektir:

1- Nasıl Şiir Yazıyorlar:

Bugünün şiirine baş tacı edilen unsurlar ne yazık ki birbirine çok yakın. Adına imge dediğimiz belirleyici öğenin şiirde üstlendiği görev etrafı birbirine benzer şiirlerle dolduran en önemli gerekçe olarak karşımızda durmaktadır.

Genel bir algının beslediği estetiğe dayalı ses unsurları bize bir şablonun artık yenilenemeyen suretini işaret etmektedir. Acaba şairlerin, aynı imgeyi kurduklarını fark etmesi için nasıl bir saptama yapmak gerekir. Öznenin yerini nesnelerin aldığı bir sözcük örgütlenmesi ve buna bağlı oluşan çevrimde tamamen okuru şaşırtmaya yönelik tasarımları hedefleyen bir dizgenin bir süre sonra kendini tekrarlamasından daha doğal ne olabilir ki?

Evinden dağa dokunan bir şairin dağı, diğer dağlarla arasındaki ayrımları okura aktarma şansını ele geçirir. Bu onu diğer dağlardan farklı kılar. O şairin dağıdır. Şimdi şiiri dağın göğe sarkıntılık etmesinde, yağmurun ve tabiatın koynunda beslediği diğer hınç öğelerinin dağın canına kastedecek davranışlar içinde olmaları bizi “bir kavramın nesi olmaz” ile “bir kavramın başka nesi olur” arasındaki yaratıcılıktan uzak çizgide dolaştırır.

Bu anlamda imge, şiiri etkili kılan önemli bir öğe olmayı sürdürdükçe birbirimizi tekrarlamaktan başka şansımız olamaz. Çünkü “iyi şiir” dedikleri vargı için bir görüntü gerekli… Muhtemelen birincil görevinin dışında bir işlev üstlenecek bu görüntü. Bir sokak için kurulan tasarımı bir duvara, bulut için düşünüleni bir ormana uygulayabiliriz. Biri bunu binlerce dize içinden ayıklayıp yan yana koymadığı sürece de kervan kusursuz yürüdüğü düşünülecek şimdi olduğu gibi.

İmgeye bir düşmanlığımız yok elbette. Ama şairin ona çok yüklendiğini de fark etmesinin zamanı çoktan geldi. Bize yeni hedefler gerekli. Akıp giden sürecin dayattığı ayrıntıları şiirinde yaşamak, hatta onları geliştirmek şairin tarihsel görevi… Onlara direnmek şöyle dursun onları baş tacı edip bu süreci yararlı geçirmek gerek. İmge şiir için önemli. Ama şiire değer kazandıran bir öğe olmaktan çıktığı zaman…

 

2- Biçim Neden Önemlidir?

 Şiirin tarihi, kopma’larla belirlenir.” diyen Hilmi Yavuz’un sözünü ettiği kopmalar, bir başka değişle önemli kırılmaların başat öğesi olan biçim, bugün önemseyenlerin küçümsendiği bir hal almıştır. Şiiri diğer yazın türlerinden ayıran en belirli unsurlardan biri etkisini yitirdikçe bir yazın türü olarak şiirin diğer türlerle bileşmesinin önü açılmış oldu. Şiirin giderek düz yazının biçimleriyle yakınlaşması bu kadar rahatsızlık verici midir?

 Biçim, varsayıma dayalı etkilerin edimsel yönüyle ilgilenir. Eksikliğin karşısında yetkinliği, parçalanmışlığın karşısında bütünlüğü temsil eder. Bir şeyi anlamlı ve anlaşılır kılar. Şiirin düzyazıdan farklı bir tür olarak kalması bu açıdan çok önemli… Düzyazı, klasik dönemden bugüne taşıdığı nicel olma özelliğinin önemli bir bölümünü bugün yine korumaktadır. Oysa şiir her dönemde ayrı bir dil olarak özel bir sezgisel tasarım gerektirdi. Varsayımlarla da, edimsel yetkinliklerle de her zaman kendine yol bulabilmiştir.

Biçimi görsel bir nicelik olarak algılamanın ve bu şekilde uygulamanın onu küçümsenen bir öğe olmaktan ileri götüremediği ortada… Ancak biçimi dizeler arası geçiş için işitsel algıya katkı yapabilecek bir hale getirebiliriz. “Şiir bir dil töresidir” diyen Roland Barthes bir yandan da çağdaş şiir sanatında sözcüklerin bir çeşit biçim sürekliliği ürettiğinden söz eder. Burada sözü edilen biçim sürekliliği herhangi bir kuralla sınırlanmayan bir törenin devamını sağlamak adına ortaya çıkacak yeni biçimleri imlemektedir. Biz şiiri eldeki yöntemlerle üretmeyi sürdürdükçe şiir, bir töz olmaktan çıkıp bir başka yazın türünün süs değişkeni halini almaya başlayabiliyor. Bunu özellikle ikinci yeni şiirinin yoğun imgelem gücünün bir sıkıntısı olarak görebiliriz. O dönemin en güçlü şiirlerini ya da bugün onu sürdürdüğünü düşünen şiirleri ele alalım ve onları bize sunulan biçimlerinden farklı bir hale getirmeye çalışalım. Dizeye bağlı dizgeyi ardı ardına sıralanmış cümleler şeklinde değiştirelim. Şiiri düzyazı gibi yazalım. O zaman görüyoruz ki şiirin etkisinde herhangi bir değişme olmuyor. Böylece biçim geçersiz bir öğe olarak karşımızda durmuş oluyor. Bu şekilde şiir ile düzyazı arasındaki tüm ayrımların kırılma noktasına ulaşmış oluyoruz. Bundan sonrası için düzyazı süsü verilmiş şiirler, şiir süsü verilmiş öykü ve denemeler yeni ürünlermiş gibi bize sunulmaya başlıyor. Hem düzyazının bir açılım taşıyıcısı olma özelliği aksaklığa uğratılıyor hem de şiirin ayrı bir boyut ayrı bir bağıntı ayrı bir evren işaret eden özellikler zayıflatılıyor. Daha mekanik bir örnekle açıklamak istersek sürtünmesiz giden bir araca sürtünme bulaştırıp sürtünmeyle kendini ifade eden bir başka aracı yağlamak gibi bir şey bu.

Düzyazı ile şiirin birbirine yaklaştığı süreci akıp giden bir süreç olarak değerlendirebiliriz. Tabi akıp giden bir olayın önünü kesmek gerici bir tutumu çağrıştıracağından bunun yönünün değiştirmekten başka şansımız yok. Bu gidişin yönünü değiştirmeliyiz.

 

3- Türev Ne İşe Yarar:

Bütünsel yetkinliği taşıyan bir şiir tüm boyutlarıyla tasarlanmaya hazır yön algısının temel çözümü olarak sırtlarını biçim faktörüne yasladığında sunulan önermeyi yadsıyamayız. Çünkü üretilmek istenen biçimle birlikte soyut ve amaçsız bir resimden çok sözdizimiyle tasarlanmış bir çevrimde bağlantıyı ve akışı kolaylaştırmayı özendiren bir öneriyle karşı karşıyayız demektir. Bir çevrimin türevi sözcüklerin olanaklarını arttırdığı gibi biçimi özün en önemli birimi haline getirebilir. Biçimi amaçsız bir öğe olmaktan kurtaracak olan da budur.

Türev, şiirin yazılabilecek en küçük birimlere indirgenmesini sağlar. Sözcükten önce bize ses olgusunu hatırlatır. Kendiliğinden yoğun sözcük örgütlenmeleri kurmayı dayatır. Bu örgütlenmelerin bir görsel tasarıma ulaşmasını zorunlu kılacak süreci de ortadan kaldırır. Türev, şiirde iç bütünlüğü dizeleri birbiriyle ilişkilendirdiği için kendiliğinden arttırır. Aragon’un sözünü ettiği sözcüklerin lirik devinime aykırı düşmesi ve cümlenin ters yüz edilerek kurulmasıyla oluşacak sarsıntıları tek bir öğeye bağlı olmaktan çıkarır. Bir dizede sözünü ettiğiniz oluş, bir başka dizede yönelimlerle okuru başka bir boyuta taşıyabilir. Böylece dizenin bir semantik çevrim olmasıyla yetinen şaire bu çevrimi şiirin tümünde araması dayatılabilir.

Türev, bir iç simetri gerektirdiği için görsel ve işitsel bir estetiği ortaya koymaya da yardımcı olmaktadır. Dizeyi bir nefes alma disiplini olmaktan çıkarmaz, ama daha önemli görevler yükler. Dize böylece biçim disiplinini de yönlendiren öğe haline gelir. Ütopyanın egemen eğilimleri bir biçimin olanaklarının tükendiği yerde bir başkasının oluşum sürecini yaratır. Burada hayal gücü ve yaratım devreye girer. Böylece şair kendini tekrarlama sürecinin bir oto kontrol oluşumuyla denetleyip önleyebilir.

Tarihsel düşünce süreçleri ve bu eksende değişen eğilimlerin üzerinde uzlaştığı üzere biçim kavramı gücünü, bir faktörü anlaşılır kılan özelliğinden almaktadır. Ama bu anlaşılma hali anlamın yüklendiği görevlerden bağımsızdır. Sözünü ettiğimiz anlaşılma hali algılarla ve ussal çağrışımla ilgilidir. İşte böyle bir noktada anlamı besleyen içeriğin biçimle arasındaki ilişkinin farkına varmak bir şairi pek çok tehlikeden arındırabilir.

Türev, şairin evcilleştirdiği eylemlerin doğaya yenik düşmesini engelleyecek alternatif bir yaşam biçimidir. Bencilliklerini eğitmiş şairin aynı koşulları taşımayan yaşamdaşlarına kırılmasını engelleyecek sağlam bir bahanedir. Çünkü kendi yaşamından dışarı bir türev oluşturamayan şair, o süreci yazarak geçiremeyeceğini de öğrenmiş olur.

 

Kaynaklar:

Roland Barthes – Şiir Sanatı – Varlık Yayınları – 87

Saf Şiir Yoktur- de Yayınları Aragon- 57

Şiir ve Yenilik-Veysel Öngören – Broy -93-

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ